Kısa Hikayeler

Kısa Hikayeler

28 Şubat 2018 0 Yazar: Admin
İmkansız Aşk
        Ne gariptir insanlar bazılarını aileler bazılarını mesafeler bazılarını da birbirlerini görmemezlikten gelerek ayrılanlar var
 İşte bende bunlardan biriyim ben mesafe kurbanıyım biz bir sene önce tanışmıştık msn de hiç tanımadığım biriydi önceleri de hiç konuşmazdık.Sonradan ne olduysa konuşmaya başladık ama hiç anlaşamıyorduk yani ben kız olmama rağmen hep ona iyi davrandım oysa o buna karşılık bana hep ters cevaplar veriyordu ama sebebini bilmediğim bir şey o beni ne kadar terslese ben ona daha çok yakın oluyordum bunun sebebini de bilmiyordum ama daha sonra bunun aşkın tarifi olduğunu öğrendim bir gün o msn de yokken ona ileti yazdım sana karşı bir şeyler hissediyorum diye ve çıktım ertesi günü iple çekiyordum iletinin cevabı gelmiş şöyle yazıyordu bende seni çok seviyorum ama… msn de yürümez yani bu imkansız o günden sonra anladım ki ne kadar birbirlerinizi severseniz sevin aşklar bir şekilde imkansızlaşıyor.

Kötü Cadı ile Prenses

     Bir varmıs bir yokmuş çok uzak ülkelerde bir prenses yasarmış.Prenses bir gün aşık olmuş,aşkından hasta olmuş kral bin bir doktorlar çagırmış ama hiç bir doktor çare bulamamış.En sonunda bir doktor gelip kral a kızınız aşık demiş;Kral olamaz öle şey diyip kızmış.Meğerse bizim prenses karşı ülkenin prens ine aşkık olmuş.
kral mecburen kızını vermek zorundaymış.Prens e mektup yazmışlar prens ise prensesi görmek istiyormuş…
İki ay geçmiş prens ormandan prensesin yanına gidiyormuş. Kötü cadı prens e zehir vermiş.
bunu duyan prenses hemen doktorunu çagırıp ormana gitmişler.doktor;
Prensesim ancak prensesi öperseniz iyileşebilir demiş.prenses öpüp saraya evlenmeye gitmişlerSON

Yardım Sever Adam

    Ali adında bir çocuk varmış.Oyuncakları cok severmiş.12 yaşına gelmiş ama hala bırakamamış.15 yaşına gelmiş bırakamamış.Çulsuz kalmış.Pişman olmuş. Şimdi bir damla suyu bile yoktu.Napacağını şaşırmış.Önünden bir adam geçmiş.
Adam:”Neden ağlıyorsun” demiş.
Ali:”Bütün paralarımı harcadım.Çulsuz kaldım.Şimdi bir damla suyum bile yok.Okula bile gidemiyorum” demiş.
Adam:”Üzülme ben sana yardım edebilirim”demiş
Ali:Heycanla”Duyduklarıma inanamıyorum” demiş.
Ve artık yemeğini,suyunu ve önemlisi okula yazdırmış.Bu adam çok yardımsever adammış.Artık ali ve adam mutlu mesut yaşamışlar.

Kaplumbağa

    Köyün birinde eski bir okul vardı. Birde öğretmenleri vardı. Öğretmen çok korkuyordu neden mi? Müfettiş gelecekti. Müfettişten değil çünkü çocuklar üç. sınıf oldular ama okuma yazma bilmiyordular. Çocuklara müfettişin geleceğini söyledi. Çocuklar şaştı.Öğretmen korkmayın ne sorarsa ben size söyleyeceğim dedi.

Müfettiş gelir öğrencinin birini kaldırır. Yazdığımı oku der.

Çocuk çok kolay ben biliyorum tosbağa der.


YAŞLI YALANCI KADIN VE SEVİMLİ KIZ
 Bir gün bir Aylin oynarken bir kadın gelmiş senin adın ne? demiş kız Aylin demiş __ ayıp olmazsa sizin adınız ne demiş yaşlı kadın benim adım Hazan demiş kadın bana yardım eder misin?de miş Aylin annem tanımadıklarınla konuşma dedi yaşlı Hazan kızım korkma demiş kız eviniz nerde diye sormuş yaşlı Hazan az ilerde uzak deyil demiş kızı kandırıp evine getirmiş kız Aylin ben gidim der ama kadın sus bakim nereye gidiyorsun der (akşam olur) kızı annesi merak eder kızın babasını arar anne kocasına Aylin hala gelmedi der adam karısına heryere baktınmı der karısı baktım der kocası karısına hemen polisi ara der ve birden telefon gelir kadın efendim kızın elimizde çabuk size söylediğim parayı getirin der kadın tama kaç para der Hazan 1.000.000 istiyorum der kadın tamam der ve telefonu kapatır sonra kadın hemen polisi arar kızı mı kaçırdılar azöncede aradılar çobul gelin buraya der polisler Hazanın aramasını bekler ve Hazan arar hadi çabuk ol der kadım tamam hemen geliyorum der polisler az ilerden geliyor sinyal gelin benimle der ve giderler ve kadın birden bu deli Hazanın evi kızımı o mu kaçırdı çabuk kızımı kurtarın kızım bir şey yaparsa ben naparım der ve hemen polisler kızı deki Hazanın evinden alırlar ve deli Hazanı tımarhaneye koyarlar kızın annesi kıza kızım seni çok merak ettim ya sana bir şey yapsaydı ben ne yapardım bir daha tanımadıklarınla konuşma der ve babasını ararlar adam kızının bulunduğunu duyunca hemen eve gelir canım kızım bir daha tanımadıklarınla konuş bir tanem seni çok merak ettik der Aylin tekrar tamam der ve bu da burada.^^
SON
^^

Kurşun Asker
       Bir kurşun asker varmış çok iyi kalpliymiş. bir günde bir çocuğun doğum günüymüş. çocuk kurşun askeri hediye olarak almış.kurşun asker bir gün kaybolmuş.çocuk buna çok üzülmüş.onu aramaya koyulmuş ama bir türlü bulamamış.sonra bir uçurumun yanına gelmiş orada bir kaç saat kadar oturmuş çok canı sıkılmış kurşun askeri özlemiş. sonra eve giderken onu kurt yemiş.

Kıssadan Hisse

Sultan Murad Han bir gün çarşıda bir ölüyle karşılaşır, ahaliye sorsa da işin aslı sonradan ortaya çıkar.

Sultan Murad Han o gün bir hoştur. Telaşeli görünür. Sanki bir şeyler söylemek ister sonra vazgeçer. Neşeli deseniz değil, üzüntülü deseniz hiç değil. Veziriazam Siyavuş Paşa sorar:

– Hayrola efendim, canınızı sıkan bir şey mi var?

— Akşam garip bir rüya gördüm.

– Hayırdır inşallah?..

— Hayır mı şer mi öğreneceğiz.

– Nasıl yani?

— Hazırlan, dışarı çıkıyoruz.

Ve iki molla kılığında çıkarlar yola. Görünen o ki, padişah hâlâ gördügü rüyanın tesirindedir ve gideceği yeri iyi bilir. Seri, kararlı adımlarla Beyazıt’a çıkar, döner Vefa’ya, Zeyrek’ten aşağılara sallanır. Unkapanı civarında soluklanır. Etrafına daha bir dikkatle bakınır. İşte tam o sırada yerde yatan bir ceset gözlerine batar, sorarlar;

— Kimdir bu?

Ahali: Aman hocam hiç bulaşma, derler. Ayyaşın meyhusun biri işte!..

— Nerden biliyorsunuz?

– Müsaade et de bilelim yani. Kırk yıllık komşumuz…

Bir başkası tafsilata girer;

– Biliyor musunuz, der. Aslında iyi sanatkârdır. Azaplar çarşısı’nda çalışır. Nalının hasını yapar… Ancak kazandıklarını içkiye, fuhuşa harcar. Hem şişe şişe şarap taşır evine, hem de nerde namlı mimli kadın varsa takar peşine.. Hele yaşlının biri çok öfkelidir. İsterseniz komşulara sorun, der.

– Sorun bakalım onu bir cemaatte gören olmuş mu?..

Hasılı, mahalleli döner ardını gider. Bizim tedbili kiyafet mollalar kalırlar mı ortada!.. Tam vezir de toparlanıyordur ki, padişah keser yolunu :

— Nereye?

– Bilmem, bu adamdan uzak durmayı yeğlersiniz sanırım.

— Millet bu, çeker gider. Kimseye bir sey diyemem… Ama biz gidemeyiz, şöyle veya böyle tebamızdır. Defini tamamlamak gerek.

– İyi ya, saraydan birkaç hoca yollar, kurtuluruz vebalden.

— Olmaz, rüyadaki hikmeti çözemedik daha.

– Peki ne yapmamı emir buyurursunuz?

— Mollalığa devam… Naaşı kaldırmalıyız en azından.

– Aman efendim, nasıl kaldırırız?

— Basbayağı kaldırırız işte.

– Yapmayın, etmeyin sultanım, bunun yıkanması, paklanması var. Tekfini, telkini…

— Merak etme ben beceririm. Ama önce bir gasilhane bulmalıyız.

– Şurada bir mahalle mescidi var ama…

— Olmaz, vefat eden sen olsaydın nereden kalkmak isterdin?

– Ne bileyim, Ayasofya’dan, Süleymaniye’den, en azından Fatih Camii’nden…

— Ayasofya ile Süleymaniye’de devlet erkanı çoktur. Tanınmak istemem. Ama Fatih Camii’ni iyi dedin. Hadi yüklenelim…

Ve gelirler camiye. Vezir sağa sola koşturur, kefen tabut bulur. Padişah bakır kazanları vurur ocağa… Usulü erkanınca bir güzel yıkarlar ki, naaş; ayan beyan güzelleşir sanki. Bir nurdur, aydınlanır alnında. Yüzü sâkilere benzemez. Hem manâlı bir tebessüm okunur dudaklarında. Padişahın kanı ısınmıştır bu adama, vezirin de keza… Mechul nalıncıyı kefenler, tabutlar, musalla taşına yatırırlar. Ama namaz vaktine bir hayli vardır daha… Bir ara vezir sıkıntılı sıkıntılı yaklaşır.

– Sultanım, der. Yanlış yapıyoruz galiba…

— Nasıl yani?..

– Heyecana kapıldık, sorup soruşturmadan buraya getirdik cenazeyi. Kim bilir belki hanımı vardır, belki yetimleri?..

— Doğru, öyle ya, neyse… Sen başını bekle, ben mahalleyi dolanıp geleyim.

Vezir, cüzüne, tesbihine döner, padişah garip maceranın başladığı noktaya koşar. Nitekim sorar soruşturur. Nalıncının evini bulur. Kapıyı yaşlı bir kadın açar. Hadiseyi metanetle dinler. Sanki bu vefatı bekler gibidir.

– Hakkını helal et evladım, der. Belli ki çok yorulmuşsun. Sonra eşiğe çöker, ellerini yumruk yapar, şakaklarına dayar… Ağlar mı? Hayır. Ama gözleri kısılır, hatıralara dalar belki. Neden sonra silkinip çıkar hayal dünyasından…

– Biliyor musun oğlum? Diye dertli dertli söylenir… Bizim efendi bir âlemdi, vesselam… Akşamlara kadar nalın yapar… Ama birinin elinde şarap şişesi görmesin; elindekini avucundakini verir satın alırdı. Sonra getirip dökerdi helaya!..

— Niye? – Ümmeti Muhammed içmesin diye…

— Hayret…

– Sonra, malum kadınların ücretlerini öder eve getirirdi. Ben sizin zamanınızı satın aldım mı? Aldım, derdi. Öyleyse şimdi dinlemeniz gerek… O çeker gider, ben menkîbeler anlatırdım onlara… Mızraklı ilmihal. Hucceti islam okurdum…

— Bak sen! Millet ne sanıyor halbuki…

– Milletin ne sandığı umrunda değildi. Hoş, o hep uzak mescidlere giderdi. Öyle bir imamın arkasında durmalı ki, derdi. Tekbir alırken Kabe’yi görmeli…

— Öyle imam kaç tane kaldı şimdi?

– İşte bu yüzden Nişancı’ya, Sofular’a uzanırdı ya… Hatta bir gün; Bakasın efendi, dedim. Sen böyle böyle yapıyorsun ama komşular kötü belleyecek. inan cenazen kalacak ortada…

— Doğru, öyle ya?..

– Kimseye zahmetim olmasın deyip, mezarını kendi kazdı bahçeye. Ama ben üsteledim. iş mezarla bitiyor mu, dedim. Seni kim yıkasın, kim kaldırsın?

— Peki o ne dedi?

– Önce uzun uzun güldü, sonra;

– Allah büyüktür hatun, dedi. Hem padişahın işi ne?


4 (Dört) Çocuk

Bir varmış bir yokmuş 4 çocuk çok yaramazmış anneleri ve babaları onlara çok kızarmış.Sabahleyin okula gittiler öğretmenleri onlara sınava gireceklerini söylemiş 4 çocuk 1. ders çalışmayı düşünmüş 2. ders gelince sınava başlamışlar.Aradan 15 dakika geçmiş sonra 4 çocuk sınavı bitirdiler. 4 öğrencide sınavdan 85 almışlar ve çok sevinmişler.Okulun bitmesine 2 gün kalmış aradan 2 gün geçince 4 çocukta takdir almışlar.Ve mutlu sonla bitmiş.